Röportajlar ARET VARTANYAN: “Değişiyorum diyen insana tereddütle yaklaşırım.”

ARET VARTANYAN: “Değişiyorum diyen insana tereddütle yaklaşırım.”

Röportajlar
ARET VARTANYAN: “Değişiyorum diyen insana tereddütle yaklaşırım.”

Yaşam amacını; ’Dünyada bir tek insanı bile dışarıda bırakmadan, her bireyin kendini ve yaşam amacını sevgi üzerine kurulu bir zeminde gerçek kılmasını sağladığı bir dünyaya hizmet etmek’ olarak ifade eden Aret Vartanyan, her şeyden önce insana inanıyor. Sen ve Ben, Bir Nefes İstanbul, Bin Yüz Bir İnsan, Gerçekten Yaşıyor Musun ve Çırılçıplak Aşk adlı kitapları, tv programları ve son olarak da Yaşam Atölyesi’yle milyonlarca insanın kalbine dokunan Aret Vartanyan ile insana dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…

 

ARET VARTANYAN: “DEĞİŞİYORUM DİYEN İNSANA TEREDDÜTLE YAKLAŞIRIM”

Yaşam amacını; ’Dünyada bir tek insanı bile dışarıda bırakmadan, her bireyin kendini ve yaşam amacını sevgi üzerine kurulu bir zeminde gerçek kılmasını sağladığı bir dünyaya hizmet etmek’ olarak ifade eden Aret Vartanyan, her şeyden önce insana inanıyor. Sen ve Ben, Bir Nefes İstanbul, Bin Yüz Bir İnsan, Gerçekten Yaşıyor Musun ve Çırılçıplak Aşk adlı kitapları, tv programları ve son olarak da Yaşam Atölyesi’yle milyonlarca insanın kalbine dokunan Aret Vartanyan ile insana dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…

 

Varoluşa dair merakınız çocukluk yaşlarınıza dayanıyormuş. 7-8 yaşlarında böyle derinlikli konularla nasıl başa çıktığınızı hatırlıyor musunuz? Neler yapıyordunuz?

Yazıyordum... Okuduklarım ve yaşadıklarımla biriktirdiklerimi yazarak, boşaltarak dengeledim. Şanslıydım Beyoğlu’ndaydım. Farklı kültürler, farklı insanlar. Şanslıydım minik bir birleşmiş milletler karmasından oluşan bir Münir Özkul ailesindeydim. Yani varoluşumun ilk sorgulamalarını yaşarken fonda para yoktu ama sevgi vardı, paylaşım vardı.

 

Çok zorlu bir sektörde, iyi bir kariyere sahip olabilmeyi nasıl başardınız? Çünkü genel inanış ve deneyim odur ki, iş hayatında başarı biraz keskin olmaktan, katı olabilmekten geçiyor. Oysa siz yumuşacık şeylerden bahsediyorsunuz, insan olmaktan, anlayıştan, sevgiden…

İnsan her yerde insan… Biz kendimizi çok fazla dış dünyaya bağlıyor, dış dünyaya göre şekil alıyoruz. Oysa dışarıyı şekillendiren biziz. Bir insan inandıklarına, varoluşuna, hamuruna sahip çıkar ve arkasında durursa, her yerde kendini yaşatır ve yaşar. Ben de iş hayatımda beni olduğum gibi kabul edecek, kendimi iyi hissedeceğim kurumları seçtim. Hayatın her kulvarı için bu geçerli. İşte de, aşkta da olduğumuz gibi olduğumuzda gerçek olanı yaşıyoruz. Ha zor olmuyor mu? Oluyor ama değiyor. Hayatın içinde kaybetmeyi, vazgeçmeyi kabullenmeden ne ben olabilirim, ne de hayallerimi gerçek kılabilirim.

 

Birçok kitabınız, televizyon programlarınız var. Peki, sizin asıl davanız nedir? İnsanlara en çok neyi anlatmak istiyorsunuz?

İnsanın gerçekten kendisi olması, kendisini gerçek kılması ve öyle yaşaması… Ancak o zaman gerçek huzur, mutluluk ve sevgi yaşanıyor. O zaman da bugün haberleri izlerken bizi insan olduğumuzdan utandıran olaylarla dolu bir dünyayı yok edebiliriz. Etiketlere, kimliklere sıkıştıkça, sürekli kıyasladıkça ve yarıştıkça, avatarlarımızla yaşadıkça ulaşabileceğimiz hiç bir yer yok. Neyi elde edersek edelim bir anlamı yok. El saadet hepimiz aynı şeyi arıyoruz özde, yaşadığımızı hissetmek, sevildiğimizi, değerli olduğumuzu bilmek ve olduğumuz gibi var olmak.

 

Günümüzde ne yazık ki insanlar en çok mutsuzluk ve çaresizlik gibi duygular yaşıyorlar. Sizce algılarımız mı değişti? Gerçekler mi?

Artık sistem öyle bir tıkandı ki alarm çizgisini bile geçti. Bu bedenlerde tek bir ömrümüz var. Ne için yaşıyor, neyle neyi satın alıyor, ne için nelerden vazgeçiyoruz. Kopya hayatlar, sahte etiketler hepimizi artık çok yordu. Başkalarının düşünceleri için yaşamak, hatta bunun için hayatımdan vazgeçmek, sürekli tüketen olmak bir yanılsama...

 

İnsanın en zor yolculuğu, kendine doğru olan aslında… Bu yolculuğu daha az kırılarak, daha az hırpalanarak nasıl gerçekleştirebiliriz?

Daha az hırpalanma, daha az kırılma arzusundan vazgeçerek. Gerçek olanı yaşamak adına, sahte olandan vazgeçmenin acısı, kendine ulaşmanın hazzı yanında bir şey ifade etmeyecektir. Bize öğretilmiş korkular, sınırlar, kalıplar bizi paralize ediyor. Yunus Emre ‘Bir ben var benden içeri derken’ evreni, varoluşu keşfetmenin ancak kendini tanımakla mümkün olduğunu ifade ediyor. 

 

Evliliğin kutsal sayıldığı bir kültüre sahibiz. Kadın ve erkek rollerinin net olarak tanımlandığı… Ama yine de bu konularla ilgili sürekli sorunlu hissedebiliyoruz. Bu nasıl mümkün olabiliyor? Beklentilerimiz, özgüvenimiz, özsaygımız, anlayışımız mı azaldı?

Evliliği kölelik olarak tanımlayan bir kültüre sahibiz bence. Kadın ve erkek rolünden önce insan olduğumuzu hatırlamak önemli… Yani kadın ütü yapsın, bulaşık yıkasın, evi düzende tutsun, erkek parayı getirsin, eve gelince de yan gelip yatsın. Böyle bir şey kabul edilebilir değil. Kabul edilmesi ancak kadının ekonomik özgürlüğünün olmadığı, eğitimini tamamlayamadığı durumlarda kabul edilebilir hale geliyor. Eğer evlilikte birey aradıklarını bulamıyorsa o evliliği çok da sürdürmenin bir anlamı kalmıyor. Bu sadece evlilik değil, tüm ilişkiler için geçerli. İlişkilerimizi kıyaslamaktan, bağımlı olmayı ilişki sanmaktan vazgeçip, bir ilişkide gerçekten ne istediğimizi bilerek yola çıkmak önemli olan.

 

Öz değişim açısından insanlar daha çok neye ulaşmak istiyorlar?

Gerçekten ne istediklerini anlamak ve kim olduklarını bilmek… Bunu henüz keşfedememiş olanlar ise ilişki, kariyer gibi aslında temeldeki sorunun yansıması olan sorunlarda bir çözüm arıyor.

 

İnsanın değişebileceğine inanıyor musunuz?

Değişim öze dönüşün kendisi olur. Bu anlamda bu da bir değişimdir. Ancak değişiyorum diyen insana tereddütle yaklaşırım, zira insan değiştiğinin farkına süreç tamamlandığında varır. Yani değişiyorum demek yerine değiştim der. Önemli olan ise bir başka insanın değişmesine umut bağlamamak, değişmesini beklememek…

 

Kişisel Gelişim/ Dönüşüm ile ilgili olarak, bu tarz bir çalışmaya katılmak için kişinin kendini tahlil edebilmesi ve bazı durumları teşhis edebilmesi açısından nasıl bir değerlendirme yapması gerekiyor?

Her şeyden önce kısa formüllerle mucize aramaktan vazgeçmek gerekiyor. Kim olursa olsun, ne olursa olsun danıştığımız kişinin bizimle paylaştıklarının da mutlak doğru olmadığını unutmadan, farklı kaynaklar ve yaklaşımlarla kendi sentezimizi oluşturabilmek en önemli olan. Birlikte çalışılacak kişi/kurumların da çok iyi analiz edilmesi önemli.

 

ARET VARTANYAN YAŞAM ATÖLYESİNİ ANLATIYOR…

‘Kişisel Gelişim’ değil, Kişisel Dönüşüm Akademisi

İlk başladığımda ‘kişisel dönüşüm’ sözcüğünü kullandığımda birçok insan hafife aldı, eleştirdi, anlamakta zorluk çekti. Bugün ise artık başlı başına bir kulvar. Kişisel dönüşüm sözcüğüyle benim kastettiğim; kendini tanımadan, içeriyi çözemeden dışarıda bulabileceğimiz bir şey yok. Doğduğumuz andan itibaren önce ailemiz, sonra toplum bizi şekillendirdi, bizden bir şey olmamızı bekledi ancak diğer yanda da hamurumuz var. Her insanın artıları, eksikleri, farklı yetenekleri ve varoluşu var. Örneğin sanatçı ruhlu bir insandan bankacı olmasını beklerseniz o insanın doğasını yok etmiş olursunuz.  Önümüze konan başarı hedefleriyle, kalıplarla, şablonlarla kendimizden vazgeçtik, vazgeçiyoruz. Bu boyutta tek bir hayatım var işimden ilişkilerime, yaşam tarzımdan seçimlerime bana uygun bir hayatı dizayn etmem ilk öncelik. Bugün yaşadığımız ve neredeyse artık kapı kapı dolaşarak medet umduğumuz sorunların temelinde bu gerçek yatıyor. Her bir bireyin ayrı bir geçmişi, yaşanmışlıkları, ailesi, gerçekleri var. Bunları dikkate almadan, iç dünyadaki karmaşıklığı çözmeden üzerine bir şeyler koymaya çalışırsanız, en küçük sarsıntıda yıkılacak, bozuk zeminde inşa edilmiş bir gökdelen yaratmış olursunuz. Zaten günlük hayatta sürekli bir koşuşturmacanın içindeyiz. Yenilenen hedefler, mesaj bombardımanı, sorumluluklar. Burada bireyin iç dünyasını yok sayamazsınız. Duyguları, hayalleri, yaraları... Önce içerisini halledip, sonra üzerine bir şeyler koyabilirsiniz. Ancak bugün Kişisel Gelişim adı altında altın kurallar, öğretiler, hatta kişinin kendisini yetersiz hissedeceği saptamalarla çalışmalar yapılıyor. Bizler robotlar değiliz. Duyguları, ruhu olan varlıklarız. Biz değişmeden, biz kendimizle barışmadan, biz kendimizi tanıyıp, ifade edemeden hep büyük bir boşluk olacak. Bir seminere katılarak, bir kitap okuyarak bir kıvılcım oluşuyor ancak sonra yeniden aynı döngülerimizin içinde buluyoruz kendimizi. Çünkü bu kadar basit değil.

 

Yaşam atölyesinde tüm çalışmalar ‘Re-Code’ adı altında toplandı

Eğitimlerden önce temel bir yaklaşım var. Yaşam, yaşayarak öğrenilir. Bunu kimse, kimseye veremez. Günümüzde birçok popüler kavram var: Çekim yasası, pozitif düşünce, kuantum, evrene doğru mesajı vermek vb. Hepsi doğru. Yalnız günlük hayat bizi bir yarışa sokuyor. Sürekli bir koşuşturmacanın içindeyiz. Hedefler yenileniyor, biri bitiyor yenisi geliyor. Sorumluluklarımız var. Bütün bu gürültünün içinde insan var. Duygularımız, hayallerimiz var. Sen ne istiyorsun? Nereye gidiyorsun? Ve bunu bugün birçok kişisel gelişim çalışmasında yapıldığı gibi hazır formüllerle, altın kurallarla bulamazsın, nefes alamazsın. O yüzden önemli olan dikte etmek değil, anahtarları vermek.

Yaşam atölyesinde tüm çalışmalar, bu yıl itibariyle globalleşme sürecimizin de etkisiyle Re-Code adı altında toplandı. 2008’de Kişisel Dönüşüm kavramını tanıştırmıştık, şimdi ise Kişisel Dönüşüm ile Mindfulness yaklaşımını bütünleştiriyoruz. Mindfulness kavramını Türkiye’ye uyarlayarak ve Bilinçli Farkındalık Sistemi olarak adlandırarak çalışmalarımızın derinliğini artırıyoruz.

Bir diğer ana modül ise Kişisel Dönüşüm Danışmanı yetiştirme programımız. Bunların dışında ise geniş bir yelpazeye yayılan workshop çalışmalarımız var.

Re-Code programı, Re-Code I ve Re-Code II olarak ikiye ayrılıyor. Re-Code I, 4 haftalık bir program ve tamamen benim tarafımdan gerçekleştiriliyor. Ben Kimim, Ne İstiyorum, Yaşam Amacım Ne ve Nasıl Gerçek Kılacağım sorularının cevaplarını sıra dışı bir işleyiş ile sorguluyor. 

Re-Code II ise, hayallerin hedefe dönüşmesi ve hedeflerin gerçekleşmesi yönünde 12 haftalık bir program. Burada benim dışımda alanlarının önde gelen isimleri yer alıyor. Yaşamın farklı kulvarları ve bireyin yaşamının vazgeçilmez alanları ayrı ayrı ele alınıyor. İlişkilerden kariyere, beslenmeden cinselliğe, kuantumdan nefese, ebeveyn çocuk iletişiminden para yönetimine geniş bir içeriği paylaşıyoruz. Ardından her bir katılımcı ile tek tek birebir çalışmalarda yol haritaları çıkartılıyor ve takip süreçleri başlıyor. Bütün süreçlerde ise deneyimi yaşatmak önceliğimiz. Herkes zaten ne yapması gerektiğini, nasıl yaşaması gerektiğini çok iyi biliyor. Önemli olan bunu hayata geçirebilmek… Bilgi tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Bilgelik bilgi ve eylemin birleşmesiyle geliyor. Yaşam Atölyesi’nin bugün kullandığı yazılım altyapısı birçok büyük şirkette bulunmuyor. Uygulama çalışmalarının ve işleyişin ise bir örneği yok. Çünkü önemli olan, her bir katılımcının hayatında gerçekten fark yaratabilmek ve ihtiyaç duyulan destek her ne ise onu verebilmek… Bunu kısa vadeli değil, uzun vadeli gerçekleştirebilmek.

 

Yaşam Atölyesi yurtdışında da devam ediyor

Yaşam Atölyesi İstanbul Mısır Apartmanı ve Acarkent dışında yurtdışında Amsterdam ofisiyle devam ediyor. Ancak yurtiçi ve yurtdışına birçok noktada uzun zamandır bir talep söz konusu. Ne var ki mevcut yapımızla bu talebi karşılama şansımız bulunmuyordu. Diğer yanda ise oluşturduğumuz Kişisel Dönüşüm yaklaşımını globalleştirme arzusu vardı. İki yıl önce çalışmalarımıza başladık ve bir üniversiteyi yanımıza almak istedik. Kadir Has Üniversitesi ile birlikte ciddi bir mesai harcayarak detaylı bir çalışma yaptık. Sonrasında alanlarının önde gelen isimlerinden bir danışma ve eğitim kurulu oluşturduk. Mart ayında da eğitimleri başlattık. 2015’te ABD’den bir üniversite de bu sertifika programına dâhil oluyor. Hedefimiz üç yıl içinde uluslararası platformda repütasyonu olan bir sertifika programını gerçekleştirmek. Eğitimler 120 saat sürüyor ve 10 aya yayılıyor. Her yıl 48 katılımcı kabul ediyoruz. Kişisel dönüşüm, gelişim, felsefe, psikoloji alanlarında amatör/profesyonel çalışmalar yapmış adayları kabul ediyoruz. Kabul sürecinde detaylı bir mülakat süreci var. Çünkü program sonrasında bir anlamda o adaya kefil oluyor ve ismimizi veriyoruz. Aynı zamanda her bir katılımcının kendi iş alanını ve gelir modelini yaratabileceği bir platformu da sunuyoruz. Eğitimlerde fasilitasyon çalışmalarından hitabet sanatına, psikolojiden müzakere/ikna yöntemlerine, sunum tekniklerine kadar birçok farklı alanlarda eğitim/uygulama çalışmaları gerçekleştirdikten sonra uzmanlık alanları seçiliyor. Ardından her bir katılımcı kendi donanımını güçlendirerek sunumlarını hazırlıyor. Ardından uzun soluklu bir deneyim süreci var. Önce danışma kuruluna, ardından focus gruplara sunumlarını gerçekleştirerek bireysel danışmanlık yolculuğuna adımlarını atıyorlar.

    blog comments powered by Disqus